Mehmet Akif Ersoy Kimdir? Şiirlerini Nasıl Yazıyordu? Eserleri Nelerdir?

Mehmet Akif Ersoy, son asırda yetişmiş fikir ve mücadele adamı, benzeri pek az görülen özü sözüne uyan bir ahlak kahramanıdır. Yakın tarihimizin en buhranlı dönemine şahitlik etmiş İstiklâl Marşı ve Safahat şairi, millî-dinî hassasiyeti ve karakteriyle milletimizin gönlünde yer edinen bir şahsiyettir.

Mehmet Akif Ersoy

Mehmet Akif Ersoy Kimdir?
Mehmet Akif Ersoy (Kızı Feride’ye Gönderilmiş İmzalı Fotoğrafı)

Şevval 1290’da (Aralık 1873) İstanbul Fatih’te Sarıgüzeľde doğdu. Babası, küçük yaşta tahsil için Arnavutluk’un İpek kazası Şuşisa köyünden Istanbul’a gelmiş, “temiz” mânasına gelen adının önüne temizlik ve titizliği dolayısıyla ayrıca “Temiz” sıfatı eklenerek anılan, Fâtih Medresesi müderrislerinden Mehmed Tâhir Efendi; annesi aslen Buharalı olup Tokat’a yerleşmiş bir aileden Emine Şerîfe Hanım’dır.

Mehmet Akif Ersoy çocukluk ve gençlik yıllarını Tanzimat’ın Osmanlı hayatına getirdiği yeniliklerle tarihten gelen inanç, düşünce ve hayat tarzının çatışmalarının ortasında geçirmiştir.

Meşrutiyet, İtihat ve Terakki Hareketi, Balkan Harbi, 1. Cihan Harbi, Çanakkale Muharebesi, koskoca Osmanlı Devleti’nin parçalanarak asırlarca bir arada yaşamış gönül ve iman birliği içindeki halkların birbirinden ayrılışı ve kalan son toprak parçası Anadolu’nun işgal edilmesi gibi olayların hepsi onun hayatında şahit olduğu önemli hadiselerdir.

İstanbul işgal edilmis, Mehmet Akif Ersoy ise bu işgal sebebiyle kalbinde derin iztıraplar çekiyordu. O topyekûn milli bir mücadeleye girişmek gerektiğine inanıyor bunun sonunda da mutlaka başarıya ulaşılacağına dair büyük bir umut besliyordu. Çünkü o bir umut adamıydı.

İşgal yıllarında kasabalar, şehirler dolaşıyor, cami kürsülerinden ateşli hitabetiyle halkı bağımsızlık mücadelesine davet ediyordu. Mehmet Akif Ersoy, bu yönüyle Milli mücadeleye en büyük katkıyı verenlerden biri olarak karşımıza çıkan bir vatanseverdi.

Dikkatinizi Çekebilir: Hasan el-Benna Kimdir? (Portre #6)

Mehmet Akif Ersoy; yaşadığı dönemi sorgulayan, eleştiren, ömrünün sonuna kadar hiçbir zaman merkezi yönetime yaranamayan, buna karşılık halkın ızdırabını, adaletsizliği, toplumdaki çelişkileri dile getiren ve bilgisini halkın hizmetine sunan bir insan olarak yaşadı. Çünkü o kendini topluma karşı sorumlu hisseden bir gazeteciydi.

O bütün mücadelesi boyunca duygu ve düşüncelerini şiir gibi değil, samimiyetle, içten, gönülden ifade etti. Amacı edebiyat yapmak değil, fakat herkesi samimi bir gayretle yaşamaya çağırmaktı. Çünkü o inançlı bir şairdi.

Akif’i bilenler, Asım’ı muhakkak yâd ederler. O sadece Osmanlı’nın parçalanmışlığını, viran olmuşluğunu değil yıkılmış, umudunu yitirmek üzere olan bir toplumu ayağa kaldırmak için feryat ederken inançlı, duyarlı, köşesine sinmiş öylece beklemeyen, mücadeleci ve azimli bir nesil beklediğini haykırmıştır.

Çünkü o duyarlı bir mütefekkirdi. Onun yüksek ahlâkı, etkileyici kişiliği, toplumsal sorunları yürekten anlatışıyla yaşadığı döneme ve sonrasına izler bırakmış bir maneviyat meşalesiydi. Mehmet Akif Ersoy, gerilik ve çöküşlerin, ahlaki zaafların sebebinin İslam değil, İslam’ın müslümanların zihninde sonradan aldığı şekil ve zihniyetleri olduğunu dile getirir.

İslam’da cehaletin, yobazlığın, tembelliğin, batıl inançların yeri olmadığını belirtir. Akif’e göre İslam, ölüler dini değildir aksine O, İslam’ın bizatihi her alanında canlı bir hayat dini olduğunu söylemektedir.

Akif;

“İbret alınmaz her gün okuruz ezbere de;
Bir ibret aranmaz mı ayetlerde?

Ya okur geçeriz bir ölünün toprağına
Ya açar bakarız nazm-ı celîlin yaprağına

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne teze mezara okunmak, ne fal bakmak için”

Mısralarıyla Kuran’ın üzerinde düşünülerek okunması gereken bir kitap olduğunu anlatan bir vaiz, bir hatiptir.

1920 yılının son aylarında Erkân-ı Harbiyye Riyâseti’nin isteğiyle Maarif Vekâleti millî marş güftesi için bir yarışma açtı. Yarışmaya 700’den fazla şiir gelmesine rağmen nitelikli bir manzume bulunamayınca konulan maddî mükâfat sebebiyle yarışmaya katılmayan Mehmed Akif’in de bir marş yazması ısrarla istendi.

Mükâfat şartının kaldırılması üzerine Mehmet Akif Ersoy şiirini tamamlayarak teslim etti. Meclisin 12 Mart 1921 tarihli oturumunda okunan şiir ittifakla İstiklâl Marşı güftesi olarak kabul edildi. Ancak meclis kararı olduğu için kazanana verilmesi zaruri hale gelmiş bulunan nakdî mükâfat Akif tarafından alınıp Dârü’l-Mesâî adlı bir hayır cemiyetine bağışlanmıştır.

Mehmet Akif, milletine armağan ettiği için İstiklal Marşı’nı “Safahat” adlı kitabına almamıştır. İstiklal Marşı’nı nasıl yazdığını ise Mehmet Akif’in yurda dönüşünden sonra, Feridun Kandemir’in kendisiyle yaptığı ve 1 Temmuz 1936 yılında Yedigün’de yayımlanan konuşmasında;

“Doğacaktır sana vaat ettiği günler Hakk’ın” Bu, ancak ümitle, imanla yazılır. O zamanı bir düşünün. İmanım olmasaydı yazabilir miydim? Zaten ben, başka türlü düşünüp başka türlu yazanlardan değilim. Bu elimden gelmez. İçimde ne varsa olduğu gibi yazılarımdadır. Şu var ki İstiklal Marşı’nın şiir olarak hiçbir kıymeti yoktur. Ancak tarihi bir değeri vardır” biçiminde dile getirmiştir.

Milletinin bağımsızlığı için bir ömür koşturmuş durmuş Mehmet Akif. Son yıllarında ise bütün benliğini kaplayan bir hüzün ve durgunluk hali. Bir diriliş, direniş ve karşı koyuş ruhuna ne oldu da duruldu?

Millî Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasının ardından Büyük Millet Meclisi’nin aldığı seçim kararı üzerine yeniden teşekkül eden ikinci dönemde muhalefet grubuna mensup diğer milletvekilleri gibi Mehmed Äkif de aday gösterilmedi.

Dikkatinizi Çekebilir: Muhammed İkbal Kimdir? (Portre #5)

Ekim 1923’te Abbas Halim Paşa’nın daveti üzerine Mısır’a giden Âkif’in bu daveti kabulünde, kazanılan Millî Mücadele’den sonra ümit ettiği İslâm birliği ve bu birlikte Türkiye’nin önemli rol oynaması idealinin gerçekleşememesinin doğurduğu hayal kırıklığının büyük tesiri olmuştur.

İki yıl kışları Mısır’ da geçirip yazları Türkiye’ ye döndüyse de 1925’in sonundan itibaren sürekli Mısır’da kaldı. Bunda da hak kazandığı emekli maaşının bağlanmamasından doğan geçim sıkıntısı ve hükümetin muhalif kabul ettiği birçok fikir ve siyaset adamı arasında kendisinin de polis takibine alınmasının ağrına gitmiş olması önemli rol oynamıştır

Mısır’da geçirdiği tam on iki yıl. Neler yaşadı, neler gördü? On yıldan fazla süren Mısır dönemi geçim sıkıntısının yanında eşinin müzmin bir hastalığa yakalanması. Çocuklarını arzu ettiğği gibi yetiştirememesi, artan hasreti, İslam åleminin perişan halinin kendisinde doğurduğu büyük istıraplarla geçti.

Bu arada 1933 vılı sonlarında Safahat’ın yedinci ve son kitabı olan Gölgeler’i Kahire’de bastırdı. Mehmet Akif şiriyle, düşüncesiyle, bakışıyla, duruşuyla bir öncüdür. Her haliyle özgün bir kişilik ve özgün bir sanatçıdır.

Akif’in şiirleri incelendiğinde, onun yaşadığı hayatın her yönü orada görülür. Milletin buhranlı zamanlarını konu alan o buhran, milletin geçmişte kalmış sevinçleri hatırlandığında o sevinci, bir müslümanın nasıl olması gerektiğinin anlatıldığı yerlerde müttaki bir Müslüman kimliğini, inanç konularına giren alanlarda sapasağlam bir imanı görülür.

O yalnız ve kederliydi bu dünyadan göçerken. Çünkü Akif, yaşarken vefa görmemiş bir münevver adamdı.

Kaynakça

1- Mehmet Akif Ersoy, Safahat, Hazırlayan: Ertuğrul Düzdağ. TDV Yayınları, Ankara, 2010.
2- M. Orhan Okay – M. Ertuğrul Düzdağ, “Mehmet Akif Ersoy”, TDV Islam Ansiklopedisi maddesi.
3- Yedi İklim Dergisi, Mehmed Akif’le Bir Konuşma, Konuşan: Feridun Kandemir, Yedi İklim Dergisi, Ocak 2000, Sayı:117-118.
4- Hayrettin Karaman, İslami Hareket Öncüleri 4, İz Yayıncılık, Istanbul, 2014.
5- Ali Haydar Haksal, Akif Duruşlu Âsım, İnsan Yayınları, Istanbul, 2014.

Mehmet Akif Ersoy Kimdir?
Mehmet Akif Ersoy Kimdir?

Hakkımızda
İletişim

Yorum yapın

Don`t copy text!