Vesikalı Yarim Filmi Ömer Lütfi Akad 1968 Film Eleştirisi

Ömer Lütfi Akad, Vesikalı Yarim filminde, pavyon şarkıcısı Sabiha ile manav Halil aşkıyla ülke gerçeklerini doğal ve çarpıcı diyaloglarla süslediği aşk öyküsüyle seyirciye anlatır. Vesikalı Yarim, her karesiyle seyircinin yüreğini dağlayan unutulmaz bir filmdir.

Vesikalı Yarim

Kocamusrafapaşa’da meydana hakim bir dükkan. Baba oğul tezgåhlarının başında. Ezan vakti gelince camiye doğru atılan huzurlu adımlar. Esnaflığın, para kazanmaktan çok ihtiyaç görmek için yapıldığı zamanlar.

Halil, güzel adam. Evli, iki çocuk babası. Sakin, içine kapanık. Hiçbir seyin açık olarak konuşulmadığı, gizli tavırların, sessizliklerin, bakışların anlam kazandığı kuvvetli aile bağları.

Ailenin geleneksel duruşu, şekilden ibaret değil. Halil’in ayağını bastığı zemin sağlam.. Fakat dünya, tam da insanın emin olduğu yerden sınandığı yer. Halil’in bir çift hülyalı göze teslim olduğu geceden sonra bildik zemin ayağının altından kayar gider.

Birbirine karışan sesler, göz alıc ışıklar. Bir yere yetişecekmiş gibi hızla hareket eden menzilsiz, tedirgin kalabalıklar.

Beyoğlu. Eski sakinlerinin dışında herkesin yabancı olduğu semt. Bu semtte bir kamyonun kasasını devirip yük boşaltması gibi dünyalık dertler, acılar, feryadı anımsatan şuh kahkahalar, mahallesinde kendi gibi olamamışlıklar, açlık ve yaşanmamışlıklar eğlenmek bahanesiyle köşe başlarına, sokak aralarına boca edilir. Belki de caddeyi sadece baştanbaşa yürümenin bile insanı yormasının sebebi, ruhların bu görünmez enkazın farkına varmasıdır.

Bu dün de böyleydi bugünde böyle. Bir semtin kaderi. Ve bu kaderle kesişen bir başka kader. Halil’in kaçamak bir arkadaş eğlentisinden tutkulu bir aşka sürüklenişinin hikâyesi. Vesikalı Yarim.

Müzik ve diğer tüm sesler kesilir. Büyülü edasıyla sigarasının yakılmasını bekleyen, güzel konsomatris, gözlerini adama diker. Kurulu düzen, aile, aidiyet.

Vesikalı Yarim Ömer Lütfi Akad 1968 (Film #2)
Vesikalı Yarim Ömer Lütfi Akad 1968

Her şey darmadağın olur. Halil’in kendi deyişiyle o gece ne yaşanıyorsa ilktir onun için. Ve olan olur.

Bir Kocamustafapaşalı’nın Beyoğlu’yla imtihanı başlar.

Halil, gecenin sonunda Sabiha’ya misafir olur. Sabiha, pavyondaki ışıltısından sıyrılır. Ev hali. Kıyafetini değiştirir. Küpelerini çıkarır. Kokusu silinir. Halil şaşkın. “Süslü, esanslı kadın” tanımamıştır o güne kadar.

Sabiha’nın hayatına dair sorular sorar. Konu, Sabiha’nın nasıl bu yola düştüğüne gelince, dinlemek istemez. Çünkü hoşlanmıştır ondan. Bu hissine zeval getiren, vicdanına ağır gelecek bir hikâyeyi dinlemeyi reddeder. Ne o an ne de daha sonra, hiçbir zaman merak etmez.

Hallerin ve duyguların sürekli değiştiği bu tuhaf gecede değişmeyen tek bir şey vardır. Halil, kendi gibi olmaktan vazgeçmez.

Dikkatinizi Çekebilir: Otobüs Tunç Okan 1974 (Film #1)

Halil: Sabiha… Asıl adın mı?
Sabiha: Yok yalancı! Takma isim olsa Sabiha mi olur?

Bu samimiyet, Halil’i pavyona gelen aç erkek yığınlarından ayırır. Sabiha Halil’in farkına varır. Halil’in masum halleri Sabiha’yı o zamana kadar ki tecrübelerinin aksine tereddüde düşürür.

Halil’in kendisine hediye olarak getirdiği meyve sepetiyle pavyonun kapısından girdiği an, Sabiha onun başkalığından emin olur. Birbirlerinin hayatlarına dair çok az şey bilirler. Ama ne fark eder?

Tenha bir Beyoğlu sokağında kol kola girip yürümeye başlarlar. Birbirlerine inanırlar.

Halil, evini, işini, semtini kısaca bütün hayatını geride bırakarak Sabiha’ya taşınır. Sabiha, kendisini gerçekten seven birini bulduğunda bambaşka bir kadın olur. Ses tonu, kelimeleri, bakışları, huzur içinde erkenden gelen uykusu.

Bütün halleriyle değişir. Bu, değişmek de değildir aslında. Makyajını sildiğinde görünen masum güzelliği gibi, sevgiye, sahiplenilmeye muhtaç tarafının, özünün ortaya çıkışıdır.

Halil’in aldığı erzakı birlikte raflara yerleştirirken Sabiha bir an durur. Minnettar gözlerle Halil’e bakar.

Sabiha: Halil! Bu evi şimdi seviyorum. Ondan evvel… Ne bileyim ben? Bir barınaktı sadece. Şimdi ev oldu…

Barınak yuva olur. Sabiha için geçmişin izleri sanki bir an kaybolur. Halil pazarda.. Küçük meyve tezgâhının başında. Sabiha evde. Artık eskisi gibi içmiyor. Çünkü mecbur değil. Çamaşır, igne, iplik, temizlik. Pür saadet. Böyle sürüp gidecek sanırlar bir zaman.

Halil: Sabiha! Peşini bırakmazlar senin. Onlar da haklı. Herkes haklı bu işte.

Halil haklı çıkar. Bırakmazlar peşlerini. Sabiha’nın belalıları bıraksa, Halil’in ailesinin åhı bırakmaz. Sabiha, Halil’in evli olduğunu öğrenir. Kandırılmış olma ihtimali öfkelendirmez onu.

Öyle incelmiştir ki Sabiha’nın kalbi, kendini feda edercesin sever. Üçüncü ağızlardan duyduğu bu gerçeği açıktan Halil’e sormaya cesaret edemez. İtimatsızlık edip onu kırmaktan korkar.

Zaman geçer. Ne Sabiha sorabilir ne Halil anlatabilir. Ama gerçek ortaya çıkar. Sabiha için vicdan, aşktan da üstün gelir.

Sabiha: İşin içinde başka bir kadın olsaydı kolaydı. Uğraşır, baş ederdim ama aileyle, çocuklarla baş edilmez.

Geçmişin gölgesi. Belalar, vukuatlar. Ve sonunda hapis hayatı, ayrılık. Sabiha’dan ne bir haber ne bir mektup. Hasretlik de zor ama en ağırı belirsizlik. Halil yine de ümidini diri tutar. Hapisten çıktığı gün, gözleri ufukta. İnsan, kendisi an be an değişiyorken, hayatı bıraktığı yerde bulmak zannına kapılır. Değişen, Halil’in korktuğu gibi, Sabiha’nın hisleri değildir.

Geçen zaman, peşlerini hiç bırakmayacak veballerle vuslata ermenin imkânsızlığını gösterir onlara. Bunu ilk fark eden Sabiha olur. Halil’in babası, ailesinin başına gelen felakete sabreder. Oğlunun yüzüne ayıbını vurmamak için karşılamaya gelmez Halil’i. Yanında olmak, yan yana olmayı gerektirmez her zaman.

Babası, Halil’e onu her haliyle kabul eden bir yuvasının olduğunu yokluğuyla anlatır. İnsanı tanıyan arifler için, kelimeler yetmez meramı anlatmaya. Onlar, tavırlarla konuşur. Şahsiyetleri karşısında ezilmez insan. Ancak teslim olur.

Sevdiğine haklı çıkmak. Neye yarar ki ? Defterden silmek. Ne mümkün. Başa gelen çekilir. Ve her şey olacağına varır. Halil, düşünür. Uzun uzun. Ve sonunda anlar Sabiha’yı.

Sabiha: Sevgi de yetmiyormuş. Çok eskiden tartışacaktık.

Birbirlerine duydukları sevgiden en emin olduğu anda verir kararını. Bir gece, nasıl gemileri yakıp Sabiha’ya gittiyse öyle geri döner evine. Kapıyı oğlu açar. Çocuk şaşkın, bakakalır. Gözleri parlar. Oğlunun bu sevinçli hali bile, geçen zaman içinde yıktığı gönüllerin tercümanı olmaya yeter.

-Başımı okşadı benim. Kalacak mı?

Ve sessiz bir kadın. Vakarlı. Bütün gücünü teslimiyetten alan. Sitem etmek şöyle dursun, sanki uzak bir yoldan gelmiş gibi kocasının yorgunluğuna çare arayan.

Halil’in önüne terliği konulur. Yatak serilir. Bembeyaz çarşaf, karanlık günlerin üzerine örtülür. Bir başına göğüs gerilmiş geceler ve gündüzler. Terk edilmişlik. Bütün yaşananların üzerine, sessizliği bozan tek bir söz söylenir. Halil’i yuvasına geri döndüren tılsım.

-Aç mısın?

Sabiha, son bir çırpınışla, kavuşmak hayaliyle Halil’e koşar. Madem birbirlerini seviyorlar, bütün engeller aşılıp, yeni bir sayfa açılabilir. O da Halil gibi her şeyi bıraktığı gibi bulacağıni sanır.

Fakat karşısında bulduğu adam, Halil değildir artık. Evine dönmüş, işini, sorumluluğunu üstlenmiş, ihmal ettiği çocuklarına şefkat dağıtan bir aile reisidir.

Soğuk ve ıssız gecelerde işıkları yanan evlerin pencerelerinde yalnızlığını seyre m dalan yuvasızlar gibi bir süre izler ailenin saadetini. Daha fazla yaklaşamaz. Olduğu yerde kalakalır. Sadece Halil’in babası. Uzaktan fark eder Sabiha’yı.

İhtiyar, onu kovmak için değil, ailesini korumak için bir adım atar öne doğru. Meydanda dimdik durur ailesinin önünde. Sabiha’ya her şey apaçık malumdur artık.

Şükran Ay, hali dile vurur. “Kalbimi kıra kıra, bıraktın bir hatıra…”

Sabiha, dönüp yürümeye başlar. Derdinden habersiz kalabalıklara haykırası gelir insanın, “Öyle umarsız durmayın, aranızdan bir kalbi kırık geçip gidiyor.” diye.

Yürüdüğü yolun sonu eski hayatına mı çıkar? Hislerini basit bir arzunun ötesine taşıyıp aşka dönüştüren cevher; başka bi hayatın mümkün olduğuna inanan yüreğiyse eğer çektiği acıların, ödediği bedellerin bir anlamı olmalı. Bütün yaşananlar, eni konu bir yasak aşk hikâyesi midir sadece?

Bu sorunun cevabını kendi saadetini bir kenara koyarak sevdiğinden vazgeçtiği gün vermiştir Sabiha. Halil, Sabiha’nın iyiye, güzele dair umudunun vücut bulmuş halidir.

Halil’den geçilir. Umuttan geçilmez..

Vesikalı Yarim: Film Ekibi

Vesikalı Yarim Ömer Lütfi Akad 1968 (Film #2)
Vesikalı Yarim Ömer Lütfi Akad 1968

Kaynakça

Beyaz Perde Vesikalı Yarim maddesi.

TSA Vesikali Yarim: Bir Klasiğin Hikâyesi

Vesikalı Yarim Ömer Lütfi Akad 1968 (Film #2)
Vesikalı Yarim Ömer Lütfi Akad 1968

Hakkımızda
İletişim

“Vesikalı Yarim Filmi Ömer Lütfi Akad 1968 Film Eleştirisi” üzerine 3 yorum

  1. Hey, benim adım Emir ve bir saniyeliğine şunu hayal et…

    – Birisi bir arama yapar ve mavera.xyz’de dolanır.

    – Kontrol etmek için bir dakika takılırlar. “İlgileniyorum… ama… belki…”

    – Ve sonra geri düğmesine bastılar ve bunun yerine diğer arama sonuçlarını kontrol ettiler.

    – Alt satır – bir göz küreniz var, ama bunun için gösterilecek başka bir şey yok.

    – İşte gidiyorlar.

    Bu gerçekten senin hatan değil – ÇOK oluyor – çalışmalar, herhangi bir siteye 10 ziyaretçiden 7’sinin iz bırakmadan kaybolduğunu gösteriyor.

    Ama bunu düzeltebilirsiniz.

    Cevapla
  2. Yazınızı okudum ve filmi izledim. Yeşilçam filmlerinin müptelası olarak şunu söylemek istiyorum; filmleri felsefi bir anlam yükleyerek izlediğinizde daha bir güzel oluyor.

    Cevapla

Yorum yapın

Don`t copy text!